Ey can!

“Ey can! Şu fâni varlıklara gönül vererek yerlerde sürünme; Aşk kanadını aç da, birazcık yüksel, uç!

Çünkü ay, yerde değildir, yücelerdedir;gölge ise aşağılardadır!

Dilenciler gibi her kapıyı çalma, her kapıdan bir şey bekleme!
Aklını başına al, yer kapılarını çalma da gök kapısını çal!

Korkma; sen, üstün bir varlıksın! Elin göklere kadar uzanır; gök kapısını çalabilirsin!”

 

Hz. Mevlânâ

Aşk

 

Aşk gönlümüzde ateş, rûhlarımızda ışık,
Hicranla yanar âşık, ümitlerinde bahar;
Sînesinde gam, hüzün; ufku vuslata açık,
Gezer çölden çöle âvâre her zaman zâr zâr…

 

Feryadı sırrının sesi, sırrı kıpkızıl kor,
Dolaşır, dolaştığı gibi âhû peşinde;
Mest u mahmurdur dudağında bir kızıl fağfur,
Her gece bir visal yaşar Cânân’la düşünde.

 

Hayâletler gibi sarar rûhunu kuşkular,
Sîmasında fecir sevinci, akşam tasası;
Yer yer meçhullere tâlih bir kapı aralar,
Ümitten rengi, deseni, tülpembe verâsı…

 

Bazen kırılıverir ve onulmaz kırığı,
Bazen ufku ışık, râyiha, renkle tüllenir;
Bazen tâ ötelerde duyulur hıçkırığı,
Yapraklar gibi sararır, mumlar gibi erir.

 

Çok hazan yaşasa da hiç solmaz çiçekleri,
Dilinde her zaman hasret ü hicran bestesi;
Kederi çoktur ama, köpürür sevinçleri,
Hep aşk heyecanıyla tınlar çelikten sesi.

 

Gözlerinin içinde bir uhrevî enginlik,
Süzer çevresini, hemen herkese gülümser.
Duygularında sonsuzluk gibi bir zenginlik,
Kâh çaylar gibi coşar, kâh yeller gibi eser.

 

Ey aşk, artık anladım meğer sen her şeymişsin,
Hem öldüren bir zehir, hem dirilten bir iksir;
Allah’a götüren yollarda altından sesin,
Diriliş üflemekte ölü rûhlara bir bir…

 

Sızıntı, Temmuz 1994, Cilt 16, Sayı 186