İnsanlığın Efendisi

İnsanlığın Efendisi

Yine hicranla Sen’i andı gönül,
Tende cânım, rûh-u revânım Cânân.
Andıkça hasretlere yandı gönül;
Ne olur kıl artık vuslata şâyân.!

Seven ve ağlayan bir bîçâreyim,
Kararsız, derbeder hep âvâreyim,
Yıkılıp dökülmüş bir virâneyim;
Hâl-i hazînim tam mevsim-i hazan..

Güller gülse de ağlıyor hep bülbül,
Bir dert küpü sanki şimdi şu gönül;
Bilmem mümkün mü bu hâle tahammül?
Rûhumda âh u zâr, dilimde figân.

Yanıp kebap oldum, ümidim yıkma!
İtâb et, ama, ağyâra bırakma!
Vefâsız bir kulum cürmüme bakma!
Tavsîfe ne gerek, her şeyim ayân…

Bilirsin gayri imdat edecek yok;
Gönlümü dertten âzâd edecek yok;
Kıtmîr’i başka âbâd edecek yok,
Hatırım virâne, gözlerim giryân…

Gel vur mızrabını kalbimi söylet!
Vur rûhûma nağmelerini dinlet!
Bu gönlüme geleceğini vâdet!
Vâdet ki, kalmadı dizimde dermân..!

M.F.Gülen

Reklamlar

İnkisar

 
Söyle ey dost! Sitemkâr hâlin nedir?
 Her biri şikâyet makâlin nedir?
 Küskünsün, bilmem ki melâlin nedir?
 Bir anlasam gizli âmâlin nedir?
 
 Hani sözün Hakk için söylemiştin;
 Neyledinse O’nunçün eylemiştin;
 Rûhun ile Cennet’i peylemiştin;
 Ne bu öfke şimdi, celâlin nedir?
 
 Hizmet deyip, hak deyip koştu isen,
 Kanli-dere, sarp-yokuş aşti isen,
 Önce ham idin şimdi pişti isen,
 Öyleyse bir göster kemâlin nedir?
 
 Düşüncen milletse, nazlanmak kimden?
 Hasbîlik der isen şikâyet neden?
 Bekledigini beklerlerse senden,
 Verebilir misin, mecâlin nedir?
 
 M. Fethullah Gülen

Altın Saçlı Bahar

Bu mevsim o kadar coşkun ki sular,
Çığlık çığlık vadi, dere inliyor.
Sular gibi köpürüyor duygular,
“Gel Sonsuz’a yelken açalım” diyor.

Nûr yağıyor, ışık sarmış her yanı,
Zaman artık sevinç, neş’e zamanı..
Beklemiştik mevsimlerce bu ânı,
Bir bir ölenler bir bir diriliyor…

Her yanda güzellik, her yanda âhenk,
Geçmişteki muhteşem günlere denk..
Ve bahçelerimizde hevenk hevenk,
Bir başka tatta meyveler eriyor…

Duygularla dolu esiyor rüzgâr,
Kabarıyor denizlerde dalgalar;
Dağda bayırda altın saçlı bahar,
Bin bir renk ve desenle tülleniyor.

… Ve yarınlar daha aydın olacak;
Dünya yeniden ışıkla dolacak..
Yıllanmış karanlıklar boğulacak,
Muştusu ULU DÎVÂN’dan geliyor.

Sızıntı, Nisan 1989, Cilt 11, Sayı 123

Aşk

 

Aşk gönlümüzde ateş, rûhlarımızda ışık,
Hicranla yanar âşık, ümitlerinde bahar;
Sînesinde gam, hüzün; ufku vuslata açık,
Gezer çölden çöle âvâre her zaman zâr zâr…

 

Feryadı sırrının sesi, sırrı kıpkızıl kor,
Dolaşır, dolaştığı gibi âhû peşinde;
Mest u mahmurdur dudağında bir kızıl fağfur,
Her gece bir visal yaşar Cânân’la düşünde.

 

Hayâletler gibi sarar rûhunu kuşkular,
Sîmasında fecir sevinci, akşam tasası;
Yer yer meçhullere tâlih bir kapı aralar,
Ümitten rengi, deseni, tülpembe verâsı…

 

Bazen kırılıverir ve onulmaz kırığı,
Bazen ufku ışık, râyiha, renkle tüllenir;
Bazen tâ ötelerde duyulur hıçkırığı,
Yapraklar gibi sararır, mumlar gibi erir.

 

Çok hazan yaşasa da hiç solmaz çiçekleri,
Dilinde her zaman hasret ü hicran bestesi;
Kederi çoktur ama, köpürür sevinçleri,
Hep aşk heyecanıyla tınlar çelikten sesi.

 

Gözlerinin içinde bir uhrevî enginlik,
Süzer çevresini, hemen herkese gülümser.
Duygularında sonsuzluk gibi bir zenginlik,
Kâh çaylar gibi coşar, kâh yeller gibi eser.

 

Ey aşk, artık anladım meğer sen her şeymişsin,
Hem öldüren bir zehir, hem dirilten bir iksir;
Allah’a götüren yollarda altından sesin,
Diriliş üflemekte ölü rûhlara bir bir…

 

Sızıntı, Temmuz 1994, Cilt 16, Sayı 186