Son Süvari

son_suvari2          SON SÜVARİ – Ferid el-Ensari –  

7 bölümden oluşan “Son Süvari” yazarın Bediüzzaman Hazretlerini arayışı onun hikayesinde ve zaman içinde yaptığı yolculuğu anlatıyor. Bediüzzaman’ın hayat kronolojisine bağlı kalınarak yazılan eserde, eski Said ve yeni Said dönemlerinde yaşananlar kimi zaman romanın kahramanının, kimi zaman da hatıralara şahit olan insanların diliyle aktarılmış.

        Dünyanın en hazin zamanlarında karanlığın hüküm sürdüğü İslam coğrafyasında yanan, bir kandildi Bediüzzaman Said Nursi. Kimsenin en küçük bir ışık yakmaya dahi cesaretinin olmadığı bir zamanda buldu kendini. Ağrı dağının infilak ettiği bir rüyanın dehşetinden kopup geliyordu O.

        Milletini imansızlığın zincirlerinden kurtaran büyük bir iman ve ruh kahramanıydı. Düşmanına düşmanlığını unutturan bir siması, karanlığı delen keskin bakışları vardı. Herkesi hayran bırakan bir zekası, hakikat için çarpan sadık bir kalbi vardı. Karanlığın ortasındaki zaman, Allah’a adanmış aydınlık bir ruhla yeniden tanışma fırsatını yakalamıştı.

        Hiç kimseye bir şeyi sormayan ama kendisine sorulan her soruya cevap veren biri vardı artık. Uzun, çileli ve yalnız yaşanacak bir ömür, sadık emanetçisiyle buluşuyordu. Harp meydanları, esaret koğuşları, mahkeme salonları, hapishaneler, işkenceler, suikastler ve sıkı yönetim bu hayatın özetiydi adeta. Düşmanları zulmetmekten yorulsa da o sabrıyla direniyor, direndikçe tazeleniyor, tazelendikçe aydınlatıyordu kalpleri.

Said di, Said gibi yaşadı. Anlattığı hakikatin Said’i oldu.

6 Kasım 2009 tarihinde vefat eden Fas’lı fıkıh alimi ve yazar “Ferîd el-Ensârî” nin Türkiye’de tedavi gördüğü sırada kaleme aldığı “Son Süvari” isimli roman Şah Damar yayınları tarafından ilk kez Türkçe olarak yayımlandı.

Varidat ve müşahedelerin refakatinde Üstad Hazretleri ile yapılan hasbihâller..
Roman boyunca sizi terketmeyecek hasret ve hicran kokulu cümleler..
Satır aralarında kendini hissettiren vuslat arayışları..
Zaman zaman kavuşmaktan duyulan sevinçler,bazen de ayrılığın mirası acılar ve ızdıraplar..
Derken vuslatla birlikte gelip kederleri gideren teselliler..
Kısaca vuslat ve firakın iç içe yaşandığı bir roman …
 

Reklamlar

Nûr-u akıl,kalbten gelir.

384431_10150522412228718_653323717_8746598_46762682_n

Nûr-u akıl,kalbten gelir.

              Gözün karası gece, fakat ışıklı gece, beyazı ise gündüzdür, fakat karanlık gündüz gibidir.Çünkü gözün karası olmazsa beyazı ile görülmez.İnsanda dimağ, gözün beyazına ve karanlık gündüze, kalb ise gözün karasına veya göz bebeğine ve ışıklı geceye benzetilebilir.Gündüz ve gece birlikte bir günü tamamlar; göz ile görebilmek için de gözün akının yanısıra karası da bulunmalıdır.Yoksa görmek mümkün değildir; gündüz, kapkaranlık gece olur. Bunun gibi, kalbin ışığı, yani iman olmazsa, sadece dimağın ürünü olan fikir hiçbir zaman aydınlatıcı olamaz.Bilgi ve düşünce, iman olmadan sadece kapkaranlık cehalet fışkırtır. Kendilerini aydın, yani münevver, ışık kaynağı, ışık saçıcı görenler, bu gerçeği iyi görmelidirler.

Risale-i Nur’da Küllî Kaideler

Ali Ünal

Kıldan Kanatçıklar

Yeryüzünün tarlasında nebatatın herbir taifesi, lisan-ı hal ve istidad diliyle Fâtır-ı Hakîm’den sual ediyorlar, dua ediyorlar ki:

 “Ya Rabbena! Bize kuvvet ver ki, yeryüzünün herbir tarafında taifemizin bayrağını dikmekle saltanat-ı rububiyetini lisanımızla ilân edelim ve rûy-i arz mescidinin herbir köşesinde sana ibadet etmek için bize tevfik ver ve meşhergâh-ı arzın herbir tarafında senin esma-i hüsnanın nakışlarını, senin bedi’ ve antika san’atlarını kendi lisanımızla teşhir etmek için bize bir revaç ve seyahata iktidar ver.”

derler.

Fâtır-ı Hakîm onların manevî dualarını kabul edip ki, bir taifenin tohumlarına kıldan kanatçıklar verir; her tarafa uçup gidiyorlar. Taifeleri namına esma-i İlahiyeyi okutturuyorlar (Ekser dikenli nebatat ve bir kısım sarı çiçeklerin tohumları gibi).

RNK

Birbiri içinde sarılı sofralar…

Güya kâinat,
gül çiçeğinin yaprakları ve mısır sünbülünün gömlekleri gibi
birbiri içinde sarılı, yüzbinler ayrı ayrı, çeşit çeşit sofralardır ki;
o sofralar adedince
ve onlardaki taamlar ve nimetler mikdarınca diller ile
ve ayrı ayrı, küllî ve cüz’î lisanlar ile
bir Rahman-ı Rezzak’ı, bir Rahîm-i Kerim’i
bütün bütün kör olmayana gösterir.

RNK