Acemi Yarışçı

Yarışma
Ankara İmam Hatip Lisesi’nin ikinci sınıfına devam ettiğim seneydi. Dikmen Polis Okulu kavşağı, alt-üst geçitlerinin inşaatı tamamlanmıştı ve açılış töreni yapılacaktı. Merasim programında her lisenin tek öğrenciyle katılacağı bir uzun mesafe koşusu da vardı. Beden eğitimi öğretmenimiz pek çok talebe arasından beni seçmiş ve okulu temsil etmemi istemişti. Hiçbir yarışma ve uzun mesafe koşu tecrübem olmasa da sigara içmiyordum ya!. İhtimal, diğer öğrencilere kıyasla nefesim daha kuvvetliydi ve öksürüklere boğulmadan, yarı yolda kesilmeden hedefe ulaşırdım. Hocamıza göre, yarışı dereceyle bitirip okulumuza bilgisayar bile kazandırabilirdim.

Başlama işareti o günün başbakanı merhum Turgut Özal’ın elindeki tabancayla verilmişti. Daha ilk dakikada ben en öndeydim. İlk birkaç yüz metrede en yakın rakibime 50 metre fark atmıştım. İmam-hatipli taraftarlar coşmuştu. “İmam, imam” diye tezâhürat yapıyorlardı.  Smiley Birinci tur böyle bitmişti ama benim de dizlerimde tâkat, ciğerlerimde nefes kalmamıştı. Az sonra çok arkada kaldıklarını zannettiğim rakiplerim bana yetişmişler ve hatta birer birer beni geçmeye başlamışlardı. “İmam”dık ya!.. Yanımızdan geçilirken selamsız da olmazdı. Beni geçen her öğrenci başını hafifçe öne eğiyor, “Selâmun aleykuuum” deyip gidiyordu. Utana utana yarışı bitirmiştim ama ancak yirmi beşinci olabilmiştim.   Smiley

Zaman zaman bu küçük hatırayı tatlı tebessümlerle  Smiley hatırlıyor ve maalesef o günkü hâlimden gereğince ibret alamadığımı düşünüyorum. Usulsüzlük ve aceleciliğin sadece o gün değil, daha sonra da pek çok defa hayal kırıklıklarına, mahcubiyetlere ve istenmeyen neticelere sebebiyet verdiğine şahit oluyorum. Kat’etmem lazım gelen mesafeyi, adımlayacağım yolun şartlarını, kendi güç, kuvvet ve kabiliyetimin sınırını gereğince analiz etmediğim; seleflerimiz tarafından “Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir.” şeklinde ifade edilen hakîkati gözetmediğim her meselede kaybettiğimi görüyorum.

Teennî
Aslında, insan fıtraten pek acelecidir. Hem herşeyin bir çırpıda zahmetsizce olmasını ister, hem de veresiyeden hoşlanmaz ve peşin olana heves eder. Hatta dünya sevgisinin arkasında da bu ruh hâleti vardır; insan ahiretteki azîm mükâfâtı uzak gördüğünden dolayı terkeder ve buranın aldatıcı, kıymetsiz, ama çabuk elde edilen süsü, zîneti arkasına düşer.

Oysa, Kur’an ademoğlunun sabırsızlık ve tezcanlılığını nazara verip bu hususa dikkat çektiği gibi, Peygamber Efendimiz’de (iallallahu aleyhi ve sellem) kontrollü, dikkatli ve şartlara uygun hareket etmenin Allah’tan, aceleciliğin de şeytandan olduğunu belirtmiştir. Sahabe-i Kiram’dan Eşec Abdulkays’a, “Sende iki haslet var ki Allah onları sever: hilim ve teennî.” buyurmuş; nazarlarımızı, acele ve tedbirsiz davranmayı terkedip vakarla iş yapma manasına gelen teennî’ye çevirmiştir.

Zamana vabeste işlerde gün ve ayların yıpratıcılığına tahammül edebilmek bir yiğitliktir. Kalbi kemirip duran saniyelere, beyne kıymık gibi batan dakikalara sabredebilen yiğitler, heyecan ve hislerinden ziyade akıl ve mantıklarının sesine kulak verir; içinde bulundukları durumun gereğini yaparak teennîyi esas alırlar. Onlar, geçmiş günlerin kötü hatıralarıyla bedbinliğe girmez; gelecek gecelerin zifiri karanlığında rotasını yitirmez; dünün tecrübesi, bugünün gayreti eşliğinde uygun adımlarla yarının yemyeşil bahçelerine yürürler.

Sihirli Değnek
Evet, husûsiyle hâlis bir kul olmayı arzulayanlar, daha yolun başında sefer boyunca karşılarına çıkabilecek tepelerin varlığını kabullenmeli; onları aşmak için gereken hazırlık, donanım, azim ve kararlılığa sahip olmalı; mesafelerin acımasızlığı nisbetinde nefeslerini, adımlarını, güç ve kuvvetlerini kontrol edip dengelemelidir. Her kulun bir olgunlaşma eşiği vardır. Bazıları kırk dakikada hakîkat dersi alabilecekken bazıları da ancak kırk senede “bismillah” diyebilir. Kendi gönlü haricinde yön takip edenler attıkları her adımla biraz daha gurbete düşerler. Hafif dokununca fıtratları değiştirecek bir sihirli değnek aramak ve beklemek beyhûdedir. Herkesin masal perisi kendi vicdanında ve iradesinde gizlidir. O güzel periyi canlandırmak da her kulun, aceleciliğe düşmeden ama âhesterevlik de etmeden realiteleri gözeterek kendi kemal ufkuna yürümesiyle mümkün olacaktır.

Eğer neticesinde “Ve rıdvânun minellâhi ekber-Allah’ın rızası ise herşeyden büyüktür.” yazılı kurdelayı göğüsleyeceğiniz bir hayır yarışına çıkmışsanız benim gibi acemi bir yarışçı olmamanızı dilerim. Şu anki duygu ve düşüncede olsaydım, o koşuda ben de birkaç yüz metre önde görünme pahasına güç ve tâkatten kesilmez, nefessiz kalmazdım. Varsın tezâhürat biraz az olsundu ama asla ‘tribünlere oynamazdım.’ Kendi gönlümün sesine kulak verir, Rabb-i zü’l Celâl’in hakkımdaki taksimine razı olur ve başkalarıyla uğraşmadan kendi rekorumu kırmaya çalışırdım.

Osman Şimşek

Nasılsınız?

Bir gün misafirimiz Muhterem Hocamıza “Nasılsınız?” diye sorunca, onun cevabı şöyle olmuştur:

Ne diyeyim ki, bari ben de seleflerim gibi cevap vereyim:

Bir ayağı çukurda olmasına rağmen, öbür tarafa nasıl gideceğini, devrilerek mi yoksa meleklerin kanatlarında uçarak mı öteye geçeceğini, kabirde Münker-Nekir’in suallerine karşılık ne diyeceğini, mizanda sevap kefesinin mi yoksa seyyiatının mı ağır geleceğini, “Hadi yürü!” hitabını duyduğu zaman Cennet’e mi sevk edileceğini, Allah korusun Cehennem’e mi sürükleneceğini…bilmeyen bir insanın nasıl olması beklenirse, işte ben de öyleyim!

[İbretlik Hatıralar’dan]